Pişmanlık

Pişmanlık

Pişmanlık Nedir? Seçemediğimiz Yolun Bıraktığı İz

Bizi asıl pişman eden, sonunu hiçbir zaman göremeyeceğimiz o seçilmemiş yoldur. Her pişmanlığın kökeninde, tercih ettiğimiz şey değil; bir kenara bıraktığımız, denemeye fırsat bulamadığımız diğer olasılık yatar. Çoğu zaman olaylara doğru bir yerden bakamadığımız için hayatımız farkında olmadan bir pişmanlıklar dizisine dönüşür. İnsanların en varlıklısından en yoksuluna, yönetenden çalışana, öğretmenden öğrenciye kadar bütün karşıtlıklara, hayatın her ucuna baktığımızda şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşırız: Üzüntüyü ve pişman olmayı herkes aynı derinlikte yaşar. Makam, para ya da konum bu duygunun şiddetini değiştirmez.

Bazen pişmanlık bizim kendi içimizden doğmaz; sonradan öğrenilmiş bir tepki olarak karşımıza çıkar. Toplum, doğruyu ve yanlışı bize daha çocuk yaşta dikte eder. Bu yargıları, suçlamaları ve cezaları içselleştiren “üst benliğimiz”, zamanı geldiğinde pişmanlık duygusunu adeta bir hesap sorma biçiminde önümüze koyar. Eğer bir insan cezalandırılarak, sürekli kusurları yüzüne vurularak büyütülmüşse, bu duyguyu çok daha keskin ve çok daha sık yaşar. Çünkü onun zihninde “hata yapmak” ile “değersiz hissetmek” iç içe geçmiştir.

Hatalarıyla Yüzleşemeyen İnsanlar

Madalyonun bir de öteki yüzü vardır. Tıpkı cezayla büyüyen çocuğun olduğu gibi, aşırı bir hoşgörüyle, hiç sınır çizilmeden büyüyen bir çocuğun da kendine özgü bir yarası oluşur. Bu çocuğa hata yapma ve dolayısıyla pişman olma seçeneği hiç tanınmamıştır. Yetişkinliğe ulaştığında ortaya çıkan pişmanlık duygularıyla baş edebilmek için elinde yalnızca iki ilkel yol kalır: ya bu duyguları derinlere bastırmak ya da onları başkalarına yansıtmak.

Bu kişiler kendi içlerindeki pişmanlığı doğrudan kabul edemedikleri için, çoğu zaman onu çevrelerine bulaştırarak rahatlamayı denerler. Yani kendi pişmanlıklarını ancak karşılarındakini pişman ederek dışarı çıkarabilirler. Suçu daima bir başkasında aramak, kendiyle yüzleşmenin verdiği acıdan kaçmanın bir yoludur aslında.

Pişmanlığın Ardından Gelen Duygular: Kaygı, Suçluluk ve Öfke

Pişmanlık çoğu kez tek başına gelmez. Hemen peşi sıra kaygıyı, suçluluğu ve öfkeyi de sürükler. İşte tam da bu olumsuz duygular zincirinden korunmak için kimimiz hiç risk almadan, hiçbir tercihte bulunmadan yaşamayı seçeriz. Hiç karar vermemek bizi pişmanlıktan koruyacakmış gibi görünse de bu bir yanılsamadır. Sonunda pişmanlık başka bir kapıdan yine içeri sızar:

  • Ya hiçbir adım atmamış, hayatı boşa geçirmiş olmanın getirdiği derin bir pişmanlık bekler bizi yolun sonunda,
  • Ya da hiç denemediğimiz o diğer ihtimali ömrümüz boyunca merak etmenin verdiği eksiklik duygusu.

Bazen yalnızca bu sorumluluğun ağırlığından kurtulmak uğruna, kendi tercihlerimizi başkalarının yapmasına izin veririz. Oysa hayatımızın yönünü bir başkasının eline bırakmak, pişmanlıktan korumaz; yalnızca pişmanlığın adresini değiştirir.

Pişmanlık Aslında Bir Olgunlaşma İşaretidir

Olumsuz bir sözcük gibi durması, içinde sakladığı yapıcı yönü görmemizi engeller. Oysa pişmanlık, insanın gelişiminin en güçlü kanıtlarından biridir. Çocuk ancak soyut düşünme evresine geçtiğinde, yani durumları zihninde tartabilecek olgunluğa eriştiğinde ilk pişmanlıklarını yaşamaya başlar. Çünkü pişmanlık bir değerlendirme yetisi ister; geçmişi ve şimdiyi karşılaştırabilmeyi gerektirir. İlk “keşke” demek, büyüdüğümüzün, bilinçlendiğimizin sessiz bir belgesidir.

Üstelik bir başkasının “keşke” dediği yerde benim aynı şeye “keşke” dememem, beni biricik kılan şeydir. Çünkü her pişmanlık, onu yaşayan kişinin kendi tercihinin, kendi yolculuğunun ürünüdür. İnsan pişman oldukça paradoksal biçimde özgürleşir: Benim pişmanlığım benim seçimimin sonucudur ve bu beni bağımsız bir birey yapar. Yaptığım tercihin yanlış çıkması, ben o anda fark etmesem bile beni olgunlaştırır.

Pişmanlık Geleceğe Karşı Bir Korumadır

Benzer bir durumla yeniden karşılaştığımda, geçmişte yaşadığım pişmanlık bilincime geri döner ve aynı hatayı tekrarlamamı engeller. Üzerine düşünülmüş, anlamlandırılmış bir pişmanlık artık bir yük değil; benim için bir savunma hattına, bir önlem mekanizmasına dönüşmüştür. Bu yönüyle pişmanlık, geçmişten bugüne taşınan en kıymetli derslerimizden biridir.

Terapi Pişmanlığı Silmez, Onunla Yüzleştirir

Şunu açıkça söylemek gerekir: Hiçbir terapi yöntemi bize geçmişe dönüp verdiğimiz kararları değiştirme olanağı tanımaz. Pişman olduğumuz şeyleri silmek, geri almak ya da yok saymak hiçbir tedavi yaklaşımının vaadi değildir. Terapinin yaptığı çok daha derin bir şeydir:

  • Başımıza gelenle yüzleşmemizi ve onu içselleştirmemizi sağlar,
  • O yaşananın içinden bize ait olan payı, kendi sorumluluğumuzu ayırt etmemize yardım eder,
  • Gerektiğinde kabullenmenin bir seçenek olduğunu hatırlatır,
  • Yaşadığımızdan bir anlam çıkarmamıza ve bu anlamı hayatımızın bir yerinde tutmamıza imkân verir.

Yani terapi, pişmanlığımızı, üzüntümüzü ya da acımızı yalnızca paylaşıp boşaltacağımız bir yer değildir. Asıl olarak bütün bunlarla cesaretle yüzleşeceğimiz bir alandır. Paylaşmak bir an için hafifletir; yüzleşmek ise kalıcı olarak özgürleştirir.

Pişmanlığı Kabul Etmek: Kendine Verilen Bir Söz

Yaptığımız bir hatanın ardından, anladığımızı ve bunu bir daha tekrarlamayacağımızı karşımızdaki insana anlatmanın en kısa yolu çoğu zaman özür dilemektir. Kendimize karşı duyduğumuz pişmanlıkları kabul etmek de tam olarak buna benzer; bu, bir bakıma kendi içimizde verdiğimiz sessiz bir özürdür. Aynı yanlışı bir daha yapmayacağımıza dair kendimize verdiğimiz bir sözdür. Ve insan ancak bu sözü içtenlikle verebildiğinde geçmişin yüküyle barışmaya başlar.

psikolog